• Redazione
  • Contatti
mercoledì, Marzo 4, 2026
No Result
View All Result
NEWSLETTER
La Luce
  • Chi siamo
  • Sostienici
  • Editori della Luce
  • Voci
  • Mondo
  • Italia
  • Fede
  • Palestina
  • English
  • Chi siamo
  • Sostienici
  • Editori della Luce
  • Voci
  • Mondo
  • Italia
  • Fede
  • Palestina
  • English
No Result
View All Result
La Luce
No Result
View All Result
Home Türkçe

SURİYE’NİN ÖZGÜRLÜĞÜ FİLİSTİNDEN GEÇTİ, ÇÜNKÜ ZULÜM İÇİN HİÇBİR HAKLI SEBEP OLAMAZ

by Davide Piccardo
Marzo 1, 2026
in Türkçe
0
0
SHARES
0
VIEWS

Tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Evet, Allah en iyi tuzak bozucudur! Al-i İmrân, 54.

Suriyeli kardeşlerimin elli yıldır zulüm gördükleri rejimden özgürlüklerine kavuştukları şu günlerdeki sevinçlerini paylaşıyorum. Nihayetinde evine dönen, kimi zaman onlarca yıl kaldığı hapishaneden kurtulan, yıllar sonra kardeşiyle bir araya gelen Suriyeli kardeşlerimin sevinç ve neşesini paylaşıyorum. 

Sırf iktidarda kalabilmek uğruna seksenli yıllardan itibaren 2011’e kadar kendi halkına bombalar yağdırmakta hiçbir şekilde tereddüt etmeyen, 2011’den daha düne kadar da acımasız bir savaş yürüten despot, ahlaksız ve suçlu rejim düştü.

Bu rejimi destekleyenlere her zaman, ne sebeple olursa olsun, hiçbir bahanenin bu boyuttaki bir zulmü haklı çıkaramayacağını Filistin halkının davasını açıkça belirterek söyledim.

Filistin meselesini sürekli gündeme getirmek samimi değil. Filistin meselesi müslümanların kalbinde bir yara. Kendilerini baasçı, sosyalist, Amerikan yanlısı olarak tanımlayan Arap rejimleri ve Sevgili Peygamberimizin (sas) soyundan geldiklerini iddia eden sünni monarşiler askeri güçlerini kendi halklarını baskılamaktan ve İsrail devletinin devamını garantilemekten başka bir şey yapmadılar. Bu yüzden Filistin’in özgürleşmesi tiranlardan kurtulmaktan geçiyor.

Bu arada Filistin, Suriye’yi özgürleştirdi. 7 Ekim’deki eylem kimsenin öngöremeyeceği bir etki oluşturdu. Bu yüzden mümin derinliği kavranamayan ilahi iradeyi denkleme dahil eder ve başarı ihtimali yokmuş gibi göründüğünde dahi zulmün ortadan kalkması için kendi savaşını sürdürmeye devam eder. Bu alınması gereken büyük bir derstir.

Suriye savaşında her türden araçsallaştırma mevcuttu. Suriyeliler üzerinden jeopolitik çıkar çatışmaları, Esad’ı devirmek isteyenler, İran’ı, dolayısıyla Rusya’yı hedef alanlar en kötü fanatikleri silahlandırmada tereddüt etmediler ve böylece Suriyelilerin meşru olan isteklerine leke sürüldü.

Bugün HTŞ konuşuluyor fakat rejim muhalifleri birçok farklı gruptan meydana geliyor. Bu gruplar bütün muhalifler katil olarak adlandırılsın diye medya tarafından unutturulmuştur.

Anladığım kadarıyla olan biten ne varsa, HTŞ ile ilgili olarak da, yalnızca teknik ve askeri destek değil, aynı zamanda Şam’a doğru ilerleyen güçlere belirli bir siyasi-dini yönlendirme ile şekil veren Türk yönetimi çok önemli bir rol oynamaktadır.

Zararlı unsurların temizlenmesine yönelik büyük bir operasyon gerçekleştirildi ve uzun vadede sahada özellikle kendi toprakları ve halkı için mücadele eden Suriyeliler kaldı. Ayrıca fetih durumunda azınlıklara karşı dini yaklaşımın orta yol ve peygamber örneğine dayalı olduğu görülmektedir.

Gelecekle ilgili hala birçok belirsizlik var. Her zaman olayları oldukları gibi görmek için komploculuğa ve mezhepsel olarak bu ya da şu halkın şeytanlaştırılması eğilimine düşmeden entelektüel dürüstlüğü sürdürerek yüzeysel heyecanlardan ve olaylara siyah beyaz bakan bir anlayıştan kaçınmak gerekir.

Hz. Ömer halife olduğunda, ‘Allah’a ve Peygamberine itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Eğer doğruluktan uzaklaştığımı görürseniz beni düzeltin’ dedi. Kalabalığın arasından bir adam ayağa kalkıp, ‘Eğer doğruluktan uzaklaştığını görürsek seni kılıçlarımızla da olsa düzeltiriz’ diye cevap verdi. Hz. Ömer de Allah’a, ‘Beni kılıçları ile de olsa düzeltecek bir ümmete emir ettin’ diye şükretti. O yüzden bu durum Hz. Ömer (ra) için geçerliyse Suriye’nin sorumluluğunu taşıyacak olanlar için de geçerlidir.

Maalesef müslümanlar çoğu zaman farklılıkları sebebiyle ve mezhepçiliği istismar eden batılı ve bölgesel güçlerin çıkarlarının insafına kalmış durumdalar. Biz bu durumu ne kadar erken aşabilirsek kendi kaderimizin tayinini o kadar erken elimize alabiliriz.

Davide Piccardo

Davide Piccardo

Direttore editoriale

Next Post

[Contenuti sensibili] Il “mattatoio umano” del regime di al-Assad in Siria, la prigione di Saydnaya

Recommended

La giurisprudenza costituzionale sulle vaccinazioni obbligatorie durante la pandemia di COVID-19: un’intervista con il professore Vincenzo Baldini.

La giurisprudenza costituzionale sulle vaccinazioni obbligatorie durante la pandemia di COVID-19: un’intervista con il professore Vincenzo Baldini.

3 anni ago
La controffensiva iraniana contro il regime israeliano e la necessità storica di una Realpolitik anti-sionista deterrente

La controffensiva iraniana contro il regime israeliano e la necessità storica di una Realpolitik anti-sionista deterrente

2 anni ago
Perché la Germania è così violentemente anti-palestinese?

Perché la Germania è così violentemente anti-palestinese?

2 anni ago

Popular News

  • Non una nuova guerra, ma sempre la stessa, la coalizione Epstein al servizio del Grande Israele

    Non una nuova guerra, ma sempre la stessa, la coalizione Epstein al servizio del Grande Israele

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Sostienici

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Editori della Luce

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • La confessione dell’Ambasciatore Huckabee e il crollo dell’impero americano: “Israele si prenda tutto il Medio Oriente”

    0 shares
    Share 0 Tweet 0
  • Inizia il Ramadan 2026 (1447 hijri): dalla nostra redazione un Ramadan Mubarak

    0 shares
    Share 0 Tweet 0

Connect with us

La Luce

© 2026 La Luce News. Tutti i diritti riservati.

Navigo il sito

  • Redazione
  • Contatti

Seguici

No Result
View All Result
  • Chi siamo
  • Sostienici
  • Editori della Luce
  • Voci
  • Mondo
  • Italia
  • Fede
  • Palestina
  • English

© 2026 La Luce News. Tutti i diritti riservati.